10 Temmuz 2012

Çekiliş Zamanı

Çanlar çaldı ve çekiliş zamanının geldiğini duyurdular:) Bu kitapları aldım, bir kere okudum ve hediye etmek istiyorum. Eğer isterseniz çekilişime katılın ve kura sonucu kargo ücreti benden olmak üzere adresinize gelsin:)
Yapmanız gereken:
1)  İzleyicim olmanız
2)Blogunuzda duyurmanız ve linkini bu yazının altına yazmanız.Blogunuzda duyurmanız olmazsa olmaz şartım:)
3) +1 çekiliş hakkı isterseniz twitter ya da facebook'ta (ikisinden biri yeterli) paylaşmanız ve linkini benimle paylaşmanız.. 
Bu kadar..
Son Katılım Tarihi:10 Ağustos 2012 günü gece 00.00 a kadar
Sonuçları 11 Ağustos 2012 de açıklayacağım
Bol Şanslar
-ÇEKİLİŞİM SONA ERMİŞTİR-

8 Temmuz 2012

Vikitap'ı Kullanmak İçin 10 Neden

Bilmeyenler olabilir. Kitapseverler için çok yararlı işlevsel bir site var. www.vikitap.com. Bu siteyi keşfettiğimde hazine bulmuş gibi oldum. Şöyle ki:(Reklam yapıyor gibi oldum ama alakası yok:) )
  • Kütüphanenizde olan kitapları sitede kendi profilinizi açtıktan sonra kendinize ekleyebiliyorsunuz böylece bütün kitaplarınızı toplu olarak görmek mümkün oluyor. Benim gibi e- kitaplarınız ve normal kitaplarınız da varsa daha hoş oluyor hepsini bir arada görmek
  • Okuduğunuz kitabı orada belirtebiliyorsunuz. Ne zaman okumaya başladığınızı, kitabı bitirmenizin kaç gün sürdüğünü, kitabın özelliklerini, kitapla ilgili değerlendirmenizi vs hepsini kayıt altına alabiliyorsunuz.

6 Temmuz 2012

D&R ' da İndirim Var...Gittim Gördüm Aldım:)

Kitapsever bloglara bayılıyorum yahu. Her yerde i phone mayo indirimleri filan duyurulurken kitap bloglarında kitap indirimlerinden haberdar olabiliyorum. Çok teşekkürler:) Güven ve Beyaz Kitaplık'tan D& R' da Can Yayınlarından bazı kitapların 5 TL olduğunu duyunca hemen kendimi D&R a attım. Ama maalesef İstanbul'daki kadar çok çeşit yok. Neyse ki bir kaç beğendiğim çıktı. Yaz boyunca devam edecek bu kampanya. Dolayısıyla başka istediğim kitapların da geleceği ümidindeyim. İşte bunları aldım..:))

5 Temmuz 2012

Bir Yumak Mutluluk * Debbie Macomber / Kitap

Çoğunuz biliyorsunuzdur bu kitabı. Hani şu Küçük Mucizeler Dükkanı serisinden... O kadar dikkat çekici kapakları var ki elinize alıp bakmamak mümkün değil. Benim de ilgimi çekmişti aslında ama şu sevgi pıtırcığı durumlarından hoşlanmadığım için okumamıştım. Kitapyurdundan kitap alırken kargo ödeyen kitapların arasında serinin sanırım 2. kitabı olan Bir Yumak Mutluluğu görünce merakıma yenildim ve aldım...
480 sayfa olan kitabı 2 günde bitirdiğime göre oldukça akıcı bir kitap...Küçük Mucizeler Kitabı nı okumadım ama kitapta arada eskiye dönmesiyle genel konusunu anlamış oldum ve bu kitap da ondan pek farklı değil. İlk kitapta kanseri yenen  baş kahramanımız  yün dükkanı açar. Bir de çorap örme kursu vermeye karar verir. Mahalleden 3 farklı kadın bu kursa katılırlar ve herbirinin hikayesi başlar... Çeşitli konularda acılar çekmiş bu kadınlar örgünün gücü ve dostlukları sayesinde daha güzel günlere doğru yol alırlar:)

4 Temmuz 2012

Mim Ne Ola Ki:)

Blog aleminde mimlenme diye bir olay varmış. Arada görüyordum okuyordum sanırım bloggerlar ın birbirini tanıması için güzel bir fırsat zira bazen merak ettiğim blogger lar oluyor ama onları sorguya alır gibi soru sormak istemediğimden yazılarını izlemekle yetiniyorum. Neyse efendim ben de mimlenmişim deeptone aracılığıyla:) Nasıl oluyor bu iş diyenlere kurallar geliyor:)
Soru : Tek kelimeyle ( çok kelime de olabilir bence:) ) beni nasıl tanırsınız?
Bu yazının altına cevabınızı yazın istiyorum sansür uygulanmayacaktır:) 
Bunun dışında da mimlediğim insanlar da kendi bloglarında bu soruyu sorup cevapları toplayıp bir yandan da başka blogları mimleyebilirler...
İşte olay buymuş anladığım kadarıyla:)
Eh ilk mimim vatana millete hayırlı olsun.. Umarım yorum yapmadan geçmezsiniz rezil olmiim:)

Benim mimlediklerim:

3 Temmuz 2012

Sen Ben ve Çocuklarımız * Nevzat Tarhan / Kitap


Nevzat Tarhan'ın yeni kitabını televizyondan duymuştum ve görünce alayım dedim. Fiyatı da 4.90 'dı. Keşke tüm kitaplar böyle uygun fiyatlı olsa da daha çok kitap alsak. Gerçi artık bu sebepten dolayı e kitap alıyorum genelde...
Kitap isminden de anlaşılacağı üzere aile ortamının nasıl olması gerektiğini ve çocuklara ne tür sorunlarda nasıl davranılması gerektiğini anlatıyor. Kardeş kıskançlığı, kekemelik, boşanma, özgüven gibi konular var. Yazar çok sade bir dille anlatmış tüm bunları örnekler vererek...Lafı uzatmadan döndürmeden ne demek istediğini son derece kısa yoldan net bir şekilde ortaya koymuş. Bazen bir konu hakkında daha çok bilgi edinmek istiyorsunuz hatta. Bazı konuları biliyorsunuz da... Ama yazarın da dediği gibi iyi bir anne baba olmayı öğrenmek gerekiyor okuyarak, araştırarak, kendini geliştirerek, sürekli kendini yenileyerek. İnsan yetiştirmenin çok önemli olduğunu hepimiz biliriz ancak gerekli argümanları toplayarak çocuğa yaşına göre nasıl davranılacağını bilerek büyütmek her anne babanın yaptığı bir şey değil aslında. Onlara kendi malımız gibi davranmak değil ileride bizden ayrı kendi hayatını sürdürecek olan bir birey olarak yetişmeleri için gerekli manevi değerleri kazandırmak sanırım olması gereken...


15 yaşına kadar tüm çocuklar için genel olarak tavsiyelerde bulunulmuş kitapta. Bir bebekle ilgili öneriler de var ergenlik çağına girmiş bir çocuk için de… Ama ayrıntılı değil hiç bir konu genel bir görüş sağlamak için yararlı... Anne baba olmayı öğrenmek için yola çıkanlara sanırım bu kitap bir başlangıç kitabı olabilir... 


Altını Çizdiklerim: 
  • Çocuğunu yalandan uzak tutmak isteyen bir anne-baba çocuk bir yalan söylediğinde ona yaptığının yanlışlığını ifade ederken "Yalan söylüyorsun" değil "Doğruyu söylemiyorsun" diyerek yaklaşmaya da dikkat etmelidir. Çünkü bir insan kendisine hangi sıfatla hitap edilirse zamanla o rolü benimseye başlar.

  • Çocuğun fiziksel sağlığı yerindeyse herhangi bir iç hastalığı yoksa anne yemek yemeyen çocuğu karşısında kendisini suçlu ve sorumlu hissetmemelidir. Yemek zamanında anne çocuğuna " Bunu yemen gerekiyor. Yemezsen daha sonraki öğüne kadar vermeyeceğim" demeli ve çocuk yemezse sözünü tutmalı ve yemeği kaldırmalıdır.
  • İdeal eğitimde korkuya hiçbir zaman yer yoktur.
  • Sağlıklı bir ruhsal gelişim için çocuğa öfkelenmeyi öğretmemek gerekir.
  • Çocuğu bebeğin bakımıyla ilgili işlere dâhil etmek kıskançlığı yenmede çözüm olabilir.
  • Fazla mükemmeliyetçi bir anne- babanın çocuğu hata yapıp başkalarına mahcup olma korkusuyla sürekli olarak kendini baskılar. Kendine güveni azalır. Korkusu girişimciliğini de azaltır.
  • Harçlık için ideal olan haftalıktır. Çocuğa harçlık haftalık olarak verilirse, hatta ihtiyacından biraz daha fazla verilirse çocuk ihtiyacı kadarını dikkatli ve bilinçli bir şekilde harcar, arttırdığını da biriktirir ve sonrasında istediği bir şey için bu parayı kullanabilir.
  • Çocuğu hediyeden, oyundan daha çok insan yerine konmalı değer verilmeli ciddiye alınmak mutlu eder.
  • Ebeveynler "Sen önemlisin, özelsin. Herkesten üstünsün" gibi ifadelerle doğrudan çocuklarının kişiliğini överlerse çocuklarda abartılı bir güven oluşabilir, yapay bir kendini beğenmişlik gelişebilir.

2 Temmuz 2012

Uçurtma Avcısı* Khaled Hosseini / Kitap



Şu anki kitabımı okurken birden aklıma daha önce okumuş ancak paylaşmamış olduğum bir kitap aklıma geldi 1 ay kadar oluyor sanırım. Filmini de izleyeyim ikisini karşılaştırayım derken tamamen aklımdan çıkmış. Çünkü kitabın üstüne bir de filmini izleyemedim sıkıldım sonunu bildiğim için :) İşte öyle sıkılganlıklarım var bir okuduğum kitabın bir de seyrettiğim filmin bir daha yüzüne bakmam. O yüzden kitaplarımı değiş tokuş yaparım hep:)  Ha okuduğum kitap mı? Uçurtma Avcısı... Çok öncelerden arkadaşımın çantasında görmüştüm ve "mutlaka oku" demişti  bana. Öyle çok sık kitap okumayan biri olduğu için de kitabı çantasında taşıttıran bu sebep neyin nesi derken zaten birçok yerde duydum ve okudum. 
Hakikaten farklı milletten bir yazarla tanışmak çok güzeldi öncelikle. Tamam, Amerikan ya da Türk yazarların tarzına alışkınız biliyoruz ama bu yazar daha farklıydı... Kişileri anlatışı çok ayrıntılı, bir o kadar içten ve samimiydi.

1 Temmuz 2012

Kafa Dinlendirmece ve Ayraçlarım

İstiyorum ki bugün ben sakin sakin alışveriş zımbırtılarından bahsedeyim. Zira bugün çok fena ufak tefek kendimi mutlu edesi şeyler almak istedim ve mutlu olarak ayrıldım dnr dan. Bi baktım çoğunluğu kitap ayracı aldıklarımın ,ben de kitap ayracı yazısı hakeder bu blog dedim. Aslında ilk ayracımı Ankara karanfil sokaktan almıştım. İki şeffaf naylon arasına ( naylon ne ya:)) kurutulmuş çiçekler konulup renkli bir yünle çevresinden dikiş atılmıştı kabaca. Hala duruyor çok severim nice kitaplarda eşlik etti bana ama şimdi emektarımı değil yeni çocukları koyacağım buraya...

30 Haziran 2012

Parlatılmış Blogum

Eveet yeni görüntümle karşınızdayım. Cicili bicili olsun istedim bu kez sıkılmıştım eski şablondan. Bugün o kadar çok blog keşfettim ki kendimi fikirlerin insanların kelimelerin arasına bıraktım savruldum gittim saatlerce... E güzel bloglara imrenip kendimde de değişiklik yapmam kaçınılmazdı. Yeni eklemeler yaptım artık sağ sütundan istediğim kitap , tiyatro, filmlere ulaşabileceğim blogu taramadan. Bir kaç da sevdiğim fotoğraf ve yazı ekleyince içime sindi bu kez. Siz de sevdiyseniz ne ala:) 

Dolaşırken gördüğüm sevdiğim bayıldığım deli gibi istediğim bir kaç kütüphane göstereceğim size...İyi haftasonları herkese

27 Haziran 2012

Fabrika Ayarlarına Geri Dönüş

Bazen insanın bazı değerleri anlaması için onlardan yoksun kalması gerekir ya dün de benim için öyle bir gündü. Bunalınca bazen gözüm kör oluyor değer verilmesi baş tacı olması gereken yakınlarımı göremiyor abuk subuk insanların dedikleriyle ya da kendi karamsarlığımda vakit kaybedebiliyorum. İşte böyle durumlarda benim en büyük kurtarıcılarım dostlarım oluyor. Dün akşam da bir kız kıza durumu yarattık ve acayip keyifli geçti. Birbirini kıskanmayan, afra tafra yapmayan, espri yapılabilen zeki güzel başarılı arkadaşlarımı görünce dün kendimi çok şanslı hissettim. İyi ki onlar var dedim iyi ki... Uzun zamandır gülmediğim kadar çok güldüm onlarla hatta bi ara sarhoş muyum yahu gülüp duruorum die düşündüm içmediğim halde:) Ama mutlu olmak böyle birşey...

25 Haziran 2012

Sıkı Dostlar ( GoodFellas) / Film

Imdb den yüksek puanlı filmlerimi seyretmeye devam etmekteyim. Bu baabta bugünkü inceleyeceğim film 1990 yapımı Goodfellas. Kısaca bir mafya hikayesi diyebiliriz bu film için. Oldum olası mafya filmlerinden hazetmem aslında. Güç ve para için birbirini öldüren duygusuz adamların hikayesini izlemek bana birşeyler kazandırmadığı düşüncesindeyim. Sırf bu yüzden Godfather serisini bile başlayıp başlayıp sonuna kadar izleyemedim. 

15 Haziran 2012

Sen, Ben ve Aramızdaki Herşey* Mehmet Z. Sungur / Kitap

Uzun zamandır hakkında yazmak istediğim bir kitap daha... Bu kitabın en önemli özelliği her hafta başı çekilişine katıldığım sevgili kitapkurduyumben blogundan kazanmam oldu. Çocuklar gibi şendim doğrusu en güzel hediye benim için kitaplar... 
Yazarı daha önce televizyonda arada bir görüp konuşmalarını beğenmiş ve kitaplarını almak istemiştim. Bu kitap da tam yerinde tam zamanında oldu benim için. Ben de hemen alıp okumaya başladım ve elimden düşürmem mümkün olmadı. Zamanında kişisel gelişim kitaplarını hatmetmiş ve çoğunu beğenmeyen ve artık kişisel gelişim kitaplarını okumaya ara vermiş biri olarak bu kitap beni şaşırttı açıkcası. Çok beğendim...

12 Haziran 2012

Australia (Avustralya) / Film

Eveet bugünkü filmimiz Australia... 165 dakika film... Çok uzun geldi ve ancak 2 parça halinde izleyebildim. Sanki iki film bir arada gibiydi. Tam bitiyor derken başka bir hikaye başlıyor. 
Aslına bakarsanız oyuncular dışında bu filmin pek çekici tarafı yok. Daha çok şu cumartesi gündüz tvde oynayan çocuk filmleri tadında..İngiltere nin Avustralya yı sömürmesi genel çerçevesinde country tarzı bir aşk hikayesi diyebiliriz. Çok mu basitleştirdim bilmiyorum çünkü bayağı bir emek harcanmış kostümler mekanlar filan ama senaryo vasat diyebilirim. Nicole Kidman e büyük hayranlığım olmamasına rağmen bu filmdeki güzelliği kıyafetleri göz kamaştırıcıydı. Çok uzun bir film olduğu için izlemezseniz birşey kaybetmezsiniz kanımca. Imdb puanı da 6.6/10 bu arada:)

Fosforlu Cevriye / Tiyatro

Vee tiyatro sezonunu bu oyunla kapattık bu yıl... Şaka maka bir sürü oyuna gittim ve çok mutluyum bundan dolayı. Hemen hemen her hafta sonu bir oyuna gitmek insana taze kan veriyor doğrusu. Aynı bayat Amerikan filmlerinden, Tv'de aynı yüzlerden, aynı hikayelerden bıkanlar için tam bir ilaç tiyatro. Ha şunu da söyliyim tiyatroya gitmeden de aslında tiyatronun farklı olduğunu anlayamıyorsunuz. Amaan işte hepsi tv de var derseniz bu gizli dünyanın sınırlı seyircilerinden biri olma şansını kaybediyorsunuz demektir.
Geçelim oyunumuza. 2 saat 55 dk süren oyun adından da anlaşılacağı üzere Cevriye nin hikayesi...
Hepimizin filmlerden kitaplardan kulak göz aşinalığı bulunan bir oyun. Bense Fosforlu Cevriye hakkında şarkısı ve Türkan Şoray ın filmi dışında pek bir bilgisi olmayanlardanım. Ama oyunun gerek müzikal olması gerek uzun bir oyun olması gerek ismi dolayısıyla büyük beklentiyle gittim açıkcası..
Çok büyük bir kadro vardı.

Bu Da Benim Karım / Tiyatro



Uzun zaman oldu bu oyuna gideli ama yazamadım bir türlü. İsminden görüntülerinden etkilenip muhakkak eğlenceli sürükleyici bir oyun olacağını düşünüp gitmek istemiştim. Ki gerçekten öyleymiş...

Birbirini severek evlenen bir çiftin yıllar içinde nasıl aynı evin içinde birbirine adeta düşman, birbirini anlamaktan uzak, iletişimi dibe batırmış bir durumda olduğunu evli çiftlere çok tanıdık sahnelerle gözler önüne seriyor oyun. Sonra boşanmış bir kızı olan yeni komşunun evin erkeğini nasıl baştan çıkardığını erkeğin nelere aç kaldığını da görüyoruz tabi kaçınılmaz olarak:) Bunun gibi çok öykü gördük tanık olduk duyduk ama tiyatro sahnesinde bunu komedi olarak izlemek daha keyifli kuşkusuz... 

4 Mayıs 2012

Aşkın Cep Defteri* Murathan Mungan / Kitap


Uzun zaman olmuştu Murathan Mungan okumayalı... Kendisinde Murat denilmesinden hiç hoşlanmayan hem kadınların hem erkeklerin dünyasını iyi irdeleyen bir yazar Mungan. Sanırım bunda eşcinsel bir yazar olmasının da payı var. Her kitabı ayrı bir konu ayrı bir dünya... O yüzden bütün kitaplarını ardı ardına okusanız da sıkılmıyor, yazarın diline alışıp artık tekrarlara düştüğünü hissetmiyorsunuz...

Kitabı bir kafede okumaya başladım bu sefer. Nisan yağmurlarıyla beraber aşk hakkında okumak ruhuma ilaç  gibi geldi doğrusu. Kitabın başlarında kısa kısa öyküler anılar var...Kimileri bir fotoğraftan yola çıkmış düşünceler... Daha sonra da aşk hakkında yazarın cümleleri var hepsi birbirinden güzel. Baştan sona soluksuz bir roman beklentisi olanlar hayal kırıklığına uğrayabilir çünkü Aşkın Cep Defteri tam da ismi gibi cep defterine aşk hakkında tutulmuş  notlar kıvamında...


25 Nisan 2012

Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk / Tiyatro Oyunu


 Cezmi Ersöz’den türünü son derece iyi yansıtan bir oyun: Sevgililer gününde kız arkadaşını bekleyen bir adam, gelmeyen sevgili ve gelmiş geçmiş tüm kadınlarla hesaplaşmaya varan bir süreç… Pişmanlık duymak, gerçekten değişmekten kolay mıdır?
Cezmi Ersöz oyunun yazarı olunca tabi ki koşa koşa gittim oyuna ve pişman olmadım… Bir adamın tek kişilik ve çok kadınlı yalnızlık hikayesi… Bir sürü kadın içinde kendini kaybeden bencilliklerinin kurbanı olan bu adam aslında günümüzün hiç de azımsanmayacak sayıdaki erkeklerini tekrar irdelememize neden oluyor… Bu adamın kendisiyle hiç olmadığı gibi dürüstçe hesaplaşması bazı anlarda oh iyi olmuş dememize neden olsa da bir insanın çaresiz acizliğini görmek bazı anlarda acımamıza neden olabiliyor. Issız adam filmindeki adama benzeyen bu adamın da hesaplaşmalarını izlemek isterseniz zekice yazılmış duygulara dokunan bu oyuna gidin derim. Oyun kısa ve tam tadında bitiyor gereksiz uzatılmamış o yüzden de takdir ettim.. Ha oyunculuğu da unutmamak lazım tek kişilik oyun olunca ayrı bir performans gerekiyor ki oyunculuğun sapasağlam olması da öne çıkan bir durumdu...

Aşkın Sıradanlığı / Tiyatro Oyunu


Nazi Almanyası öncesi başlayan ve bir üniversitede öğrenci olan Yahudi asıllı Hanna Arendt ile felsefe profesörü Martin Heidegger arasında geçen gerçek aşkın öyküsü. Ancak bu ilişki tüm özgün fikirleri ve yaratımlarına rağmen Hanna Arendt’in hocası ve aşığı Heidegger’in gölgesinde değerlendirilmesine neden olur ve tüm hayatını etkisi altına alan bir lanete dönüşür.... Oyunun konusu kısaca bu… Ama gerçekten çok etkileyici duyguları harekete geçiren sizi aşkın bilinmezliğine acizliğine yanlış yapma lüksüne götüren bir oyun. İşte aşkın sıradan olmayan hali de aşkın içinde olunca bütün aşırıklıkların sıradan hale gelmesi de oyunun ismini vermiş...
 Oyunculuklar şahane dekor şahane sürükleyicilik şahane kurgu şahane… Tarihi bir dönem anlatılırken bir de aşk hikayesi ustalıkla yerini alırsa tadından yenmez ya hani bu da öyle bir oyun… İzlerken seyirciye karakterler hakkında ve oyunun gidişatı hakkında düşünme payı bırakıyor böylece daha da içinde olabiliyorsunuz… Mükemmel esas oğlan mükemmel esas kız ve onların mükemmel aşkları yok bu sefer her şey gerçek ve bir yerinden hatırlayacağınız bir hikaye eğer aşık olmuşsanız tabii:) Rastlarsanız izleyin mutlaka

Yerin Altında / Tiyatro Oyunu

Bir kitabı bir filmi özellikle bir tiyatro oyununu yarım bırakmaktan nefret ederim ve çoğu zaman yarım bırakmam ama bu oyunda ilk perdeye bile zor katlandım. İlk perde sevişen bir çifti gören kadının "Çüüüüşşşşş!" diye bitmesiyle sona erince kendimi dışarı attım... Sanırım bu kadar kötü bir yarım oyun bir daha görmem... Bütün oyun yeraltındaki bir sığınakta geçiyor ve bir çift dışardaki tehlikeden ve kızlarından bahsediyorlar. Dışarıda ne olduğu belirsiz birşey (ki oyun sonuna kadar ne olduğu belli olmuyormuş entellüktel dünyaya gönderme yapıyormuş vs) var ve ondan korkup duruyorlar, bolca uzun uzadıya saçmalıyorlar..İçki içiyorlar kafayı buluyorlar meyhane şarkıları söyleniyor uzun uzun... Ayy saatlerce bunu mu izlemeye geldim dedim çıktım gittim pişman değilim:) Bence gitmeyin ama giderseniz de beğenen desin ki yanılmışsın oyunun şusu güzel...Ben de bileyim...

Anam Bacım Avradım / Tiyatro Oyunu


İzmir den gelen koca genç bir ekip. Oyunda İzmir yansımaları kulağa hoş geliyor… Kadına şiddet ve baskıyı anlatan komik, dramatik bir oyundu Anam Bacım Avradım… İlk perde oldukça sürükleyici ve orijinal bir anlatıma sahipti… Başrol oyuncusunun replikleri bana bir zamanlar bolca izlediğim Sıdıka yı hatırlattı… Ama ikinci perde de işler çığırından çıktı… İlk perdenin orijinalliği düşündürmesi yerini klasik Türk filmi durumuna getirdi oyunu… Kocasından şiddet gören aldatılan kadın dul başına yaşamaya kalktığında hemen tecavüze uğrar ve kötü yola düşer… Oyunun başındaki o konuşmalarından zeka fışkıran kız gitti yerine garajda tecavüzcü coşkun u bekleyen Hülya Avşar geldi sanki…  Esas kızın en yakın arkadaşı ve genel evdeki şu turuncu peruklu guy rolündeki oyuncu en çok alkış alan karakterlerdi. Onlara özellikle dikkat:) Ancak sahnenin aşağısına geçip orada bir hikaye anlatılırken esas kızın sahnede onları izlerken arada dönüp perde arkasındakilerle iletişim kurmaya çalışması ne derece profesyonellik bilemedim... Kızlar korosunda da baştaki kızda da daha şarkı söyleme başlamadan ayakta beklerken yanındakiyle konuşması dikkatimi dağıttı doğrusu... Çok oyuna çıkmanın onlar için bıkkınlığı mı bilemedim ama hoş değildi...İlk perdeye gidin eğlenin gülün coşun ikinci perdede beklentileri düşürün mutlu olun…İyi seyirler

Dönüş yazısı


İhmal ettim seni blog. Hem de ihmal ettiğimi bile bile lakin kendime göre haklı sebeplerim var. Tam diyordum ki her şey yoluna giriyor hatta ufaktan şımarmaya bile başlamışken hayat iki tokat attı kendime getirdi yeniden… Gerçekleri herkes görmek ister ama bu sefer bana ağır geldi doğrusu... Hayallerim, kitaplarım ve ben kadim dost yalnızlığın kapısını çaldık girdik içeri. Bu sefer daha sıcak karşıladı her zamankinden sanırım uzun süre misafir kalacağız orada…Çıktığımda aynı ben olur muyum bilmiyorum ama şimdilik durumum böyle… Gereksiz laflar çok ettim şimdiye kadar biraz susup arayı kapatacağım bu sefer. Şimdi susayım ve hayallerim konuşsun yeni yazılarımda….

24 Mart 2012

Ben Efsaneyim ( I'm Legend) / Film


Yeni yeni gıcır gıcır pırıl pırıl HD filmler aldım geldim kendime ve filmlerin tadına varıyorum. İlk seyrettiğim film Ben Efsaneyim oldu… Keşke ondan başlamasaydım zira gece gece beni biraz az biraz :) tırstırdı. Daha önce seyretmiştim bu filmi ama birkaç sahnesi dışında unutmuşum… Meşhur bir film zaten çoğu kişi izlemiştir diye düşünüyorum ama izlemeyenler de mutlaka izlesin. Uzun bir film olmasına rağmen nasıl bitti anlamıyorsunuz… Filmin konusu ise kanseri yenmek için bulunan bir virüs bütün Dünya insanlarının yüzde 90 ını hasta eder ve öldürür kalanların çok azı da bağışıklıdır diğer kısmı da vampire dönüşüp onları yemeye çalışır. Kahramanımız da koca şehirde köpeğiyle yaşayan bir adamdır… Daha fazla anlatmayayım. New York ta tek başına yaşamak durumu bile izlenesiydi:)

Once / Film


Yazacaklarım birikti ama vakit bulup başına geçemedim. İşte başlıyorum bu filmle… Once düşük bir bütçeyle çekilmiş basit bir senaryosu olan bir film. Süpürge tamircisinde babasıyla beraber çalışan bir genç adamla annesiyle ve çocuğuyla yaşayan bir genç kadının müzik tutkularının birleşmesiyle başlıyor ve bir albüm yapmak için çabalıyorlar… Sonuna kadar pek bir şey olmasa da aradaki duygular küçük küçük ayrıntılar sıkılmadan izlemenizi sağlıyor müzikler de güzel… Rastlarsanız izleyin ama özel olarak önerdiğim bir film değil doğrusu… Bana hatırlattığı güzel anılarım  olduğundan daha fazla sevmiş olabilirim ama:)

17 Mart 2012

Gran Torino / Film

Gran Torino… Imdb’de 8.3 puan alması dolayısıyla seyredeceklerim arasına girdi… Gran Torino yu adamın adı sanarak otomobil konusundaki cahilliğimi bir kez daha test ettim. Çünkü Ford marka bir otomobildi filmde kendisiJ Hikaye bir banliyoda yaşlı bir adamın karısının cenazesiyle başlıyor. Yaşlı adamın iki oğlu ve onların ailesi tanıtılıyor kısaca… Yaşlı adama bakış şekilleri onun huysuz oluşu ve babalarından kopuklukları… Yaşlı adam yani Walt yani Clint Eastwood Kore de savaşmış, ırkçı, huysuz, kendi değerleri olan, karısına aşık bir adam… Daha sonrasında ise yan komşuları ile ilişki içine girmek zorunda kalıyor ve hikaye başlıyor… Böyle anlatınca çok ilgi çekici bir senaryo olmadığını düşünseniz de filmdeki gerçekçilik duygusu insana geçiyor. Tabi ki burada Eastwood’un muhteşem oyunculuğu çok etkili… Kademe kademe bir yaşlı insanın nasıl bir ruh halinde olduğu ustalıkla insanın gözüne sokmadan anlatılıyor. Sadece huysuz ihtiyar deyip geçilen bir adamın ne olduğunu görebiliyorsunuz… Özellikle oğullarıyla olan ilişkisi sanırım birçok baba oğul ilişkisini yansıtıyor ve dokunaklı…Az bütçeli, sade bir senaryosu olan, Eastwood dışında dişe dokunur bir oyuncusu olmayan, Eastwood’un kendi yazıp kendi yönettiği kendi oynadığı ama insanı etkileyen bir yapısı olan izlenesi bir film diyebilirim Gran Torino için…

Paintball / Film


Rastgele aldıgım filmlerden biriydi Paintball… Afişinden içi şiddet dolu bir paintball oyunu olduğunu düşünsem de belki enteresan bir filmdir diye alıp seyrettim. Ama maalesef şans vermeme acımadan zamanımı katletti bu film… Otel serisini izleyen varsa onun yolundan ilerlemeye çalışan amatör bir filmdi. Paintball oyunu oynamaya gelen 2 grubun insan avcıları tarafından teker teker katledilmesi ve asıl bu insan avcılarının oyunu haline gelmesini anlatan bir film… 
Hay Allah yine kötü bir senaryo eşliğinde bolca kan revan göreceğim derken isabet ki kanlı sahneleri sözde avcının ısıya duyarlı ya da gece görüşü (tam hatırlamıyorum) gözlüğüyle siyah beyaz görüyoruz filmde. Yani bol bol vahşi cinayetler insanı iyice kusturmayan bir şekilde sunuluyor. Sanırım tek iyi tarafı buydu. Klasik korku vahşet filmlerinin amatör bir taklidi diyebilirim film için… Zamanında korku filmlerinden başka bir şey seyretmeyen biri olarak bu alanda Uzakdoğu yapımlarını önerebilirim. Amerikan korku filmlerini yer yer komik bulan biri olarak bu Japonların bu konuda sağlam filmleri olduğunu söyleyebilirim. Tabi sinirleriniz sağlamsa:)

10 Mart 2012

Hayat Ağacı ( The Tree Of Life) / Film

İşte yeni bir film daha... Hayat Ağacı...Bugünlerde sıkça adını duyduğum için seyretmek ihtiyacı duydum...Ama ne desem bilemedim şimdi... Kendi içinde mesajları olan sanat filmi mi? Entellektüellerin sevdiği bir film mi? Neyse o olsun ama hayatımda bu kadar kötü film çok az seyrettim hatta bu ikincisi diyebilirim... Ben ki en durgun filmleri bile sonuna kadar izleyip vermek istediği mesajları merak ederim ve kolay kolay sıkılmam. Bu filmde resmen patladım...Dikkatle izledim dinledim vermek istediği mesajları anlamaya çalıştım ama bi yere kadar yahu... Baskıcı baba anne aşkıyla büyüyen oğlanlar, hayatın herşeyin dünyanın çok temiz başlaması sonra yavaş yavaş kirlenmesi...Hepsini anladık tamam ama bu kadar uzatmaya yavaşlatmaya ne gerek vardı... Resmen beynim yavaşladı izleye izleye:)Çok kötüydü çok... İzleyip de beğenen varsa lütfen yazsın şurasını beğendim diye zira neden bu kadar çok konuşuldu hiç anlamadım...

Adab- ı Aşk * Selin Özkok Karacehennem / E-Kitap

Belki biliyorsunuzdur Selin hanımı... Tv'de programları var ve sık sık gündüz programlarına da çıkıyor. Telefon bağlantılılarıyla evliliğinde ilişkisinde sorun yaşayanlara bir nevi danışmanlık yapıyor telefonla ve cevapları  psikologların ( ki kendisi psikolog değil) aksine daha gerçekçi ve uygulanınca direkt sonuç alınan türden:) Sık sık kitabının ismini söylüyor hepsini orda yazdım tarzı:) Ben de merak ettim bilgisayarımın başına oturdum ideefixe den ilk e kitap siparişimi vermiş oldum... Hemen e kitap okuyucuma yükledim... Kargo beklemeden kargo ücreti vermeden 8.5 Tl ye kitabım anında elimde oldu:) Çok sevindim hemen okumaya başladım tabi ki:)

Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun / Tiyatro

Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun ismiyle yazarının bir Türk kadını olmasıyla oldukça dikkatimi çekmiş beni heyecanlandırmıştı biletini alırken… Oyun bir slayt gösterisiyle başlıyor ve bir küçük kızın çocukluğundan beri gelin olma evlenme sevdası üzerine oyunlar oynamasını anlatıyor kısa bir süre… Daha sonra 4 kadın oyuncu farklı kocaların (yakışıklı koca, kasap koca, gariban koca, cüce koca…) karıları olmalarını teker teke çıkıp kimi zaman acıklı kimi zaman komik hikayeleriyle anlatıyorlar…

Başkalarının Hayatı (Des Leben Der Anderen) / Film


Daha filmin etkisindeyken yazayım istedim… Parça parça seyretmeme rağmen etkileyiciliğini kaybetmeden dokundu bana film… Film 1984 Doğu Almanya’da geçiyor ve Berlin Duvarı henüz yıkılmadan önceki baskı ortamını düşünce özgürlüğüne vurulan baltaları otorite güçlerin nasıl güçlerini kötüye kullandığını anlatıyor. George Orwell’in 1984’ünün gerçek hali sanki… Düzene bağlı bir yazarın izlenmeye dinlenmeye başlamasıyla başlıyor film… Hem de düzene ölümüne bağlı bir “gri adam” tarafından… Ama her şey zamanla değişiyor… Dürüst insanların dünyasında her şey kötüye giderken bile bir ümit olduğunu anlattı bana bu film bir bakıma… ve varken varlığı hissedilmeyen ama yokken hasretle beklenen özgürlüğün ne demek olduğunu… Bol ödüllü bu filmi izlemeyi sakın unutmayın… Başlarda konsantre olmayı başarırsanız çok şey katacak…

8 Mart 2012

Tek Kişilik Şehir / Tiyatro

Bu sefer yazıma başlarken kadrodakilerin isimlerini paylaşmıyorum..Sanırım böyle daha iyi olacak...
Bugün paylaşacağım oyun Tek Kişilik Şehir.. Tiyatro salonuna ilk girdiğimizde boş bir sahne yerine bir lokantada yemek yiyen insanlar karşılıyor seyirciyi. Daha oyun başlamadan 3 tane oyuncunun yemek yemesini seyrediyorsunuz. Ancak bunun vermek istediği bir mesajı vardır diyerek biraz daha dikkatli baktığımda masaların tek kişilik olduğunu fark ettim. Tek sandalye olan masalarda 3 tek kişi birbirine sırtını dönmüş yemek yiyiorlardı. Ne kadar acıklı... Tek başına yemek yemekten nefret eden biri olarak oyunun vermek istediği ön mesajı almış olduğuma karar kıldım:) Vee oyun başladı...